ARKHE ALANBALAT · 1891

Arkeogastronomi Masası I: Yemek ve Bellek

Program · Şeyda Sayın · 2 Ekim 2026

Spoon × Arkhe afişi: antik kaplar, ekmek ve tahıllarla kurulmuş sofra, 9 Ekim Cuma 19.00
Levha · Arkeogastronomi Masası I: Yemek ve Bellek2 Ekim 2026

Bir yemeğin hafızası nerede başlar?

Belki bir malzemede. Belki bir tarifte. Belki yemeğin piştiği ocakta, sofranın etrafında toplanan insanlarda ya da bir zamanlar o yemeğin kokusunu taşıyan bir mekânda.

Yemek, insanın dünyayla kurduğu en eski ilişkilerden biri. Sadece karın doyurmak için değil; üretmek, paylaşmak, bir araya gelmek, kutlamak, adamak, yas tutmak ve hatırlamak için de yiyoruz. Bu yüzden bir yemeğin izini sürdüğümüzde yalnızca ne yendiğine değil, onu kimin ürettiğine, nasıl hazırladığına, nerede pişirdiğine, kimlerle paylaştığına ve hangi anlamları taşıdığına da bakıyoruz.

Arkeogastronomi Masası’nın ilk buluşması “Yemek ve Bellek”, geçmişe biraz da sofranın içinden bakmak için kuruluyor.

Gecenin ilk katmanında antik çağın yemek kültürüne, özellikle Antik Yunan- Roma dünyasında sofranın nasıl kurulduğuna ve yemeğin gündelik hayat içerisindeki yerine bakacağız. Yemek nasıl hazırlanıyordu? Nerede pişiriliyordu? Kimler aynı sofrada buluşuyordu? Sofrada kullanılan kaplar, araçlar ve servis biçimleri bize o toplum hakkında neler söyleyebilir?

Ocak da bu hikâyenin önemli bir parçası. Çünkü mutfak yalnızca yemek yapılan bir yer değil; ateşin etrafında üretimin, emeğin, beklemenin ve birlikte yaşamanın gerçekleştiği bir alan. Buradan yola çıkarak yemek, beden ve mekân arasındaki ilişkiye bakacağız. İnsanın yediği şeyle bedeni arasında kurduğu ilişkinin, yaşadığı ev ve coğrafyayla kurduğu ilişkiden ayrı düşünülemeyeceğini konuşacağız.

Sonra sofraya malzemeler girecek.

Buğday, zeytin, üzüm, şarap, balık ve garum…

Bugün tanıdığımız bu malzemelerin antik dünyadaki izlerini sürerken, onları yalnızca “ne yenirdi?” sorusunun cevabı olarak ele almayacağız. Bir buğday tanesinin ardındaki tarımı, bir zeytinin ardındaki coğrafyayı, garumun ardındaki üretimi ve ticareti; yemeğin ardındaki emeği ve bilgiyi düşünmeye çalışacağız. Bir malzemenin sofraya ulaşana kadar geçtiği yolun, aslında bir toplumun yaşam biçimine dair ne kadar çok şey anlattığını göreceğiz.

Antik kaynaklarda karşımıza çıkan tarifler de bu hikâyenin başka bir izi. Çünkü tarif, yalnızca bir yemeğin nasıl yapılacağını söylemez; bir bilginin kaydedilme, aktarılma ve yeniden üretilme biçimini de gösterir. Binlerce yıl önce yazılmış bir tarif bugün elimizde olduğunda, artık yalnızca bir yemek tarifine değil, geçmişten bugüne ulaşmış bir hafıza parçasına bakıyoruz.

Buradan bugüne geleceğiz.

Çünkü yemek hafızası yalnızca geçmiş toplumlara ait bir mesele değil. Hepimizin bir yemeğe, bir kokuya, bir tada ya da bir sofraya bağlı hatırası var. Bazen bir tat bizi hiç beklemediğimiz bir zamana götürebiliyor; bazen çocukluğumuzun mutfağına, bazen bir eve, bazen artık var olmayan bir insana.

Tat ve koku, geçmişi bedende yeniden kurabilen en güçlü duyusal izlerden bazıları.

Bu nedenle masada yalnızca antik çağın yemeklerini konuşmayacağız. Yemeğin kişisel ve kolektif hafızayla kurduğu ilişkiye, sofranın insanları bir araya getiren yapısına ve yemeğin kuşaktan kuşağa aktardığı bilgiye de bakacağız.

Gecenin sonunda belki şu soruların etrafında kalacağız:

Bir yemek geçmişi bugüne nasıl taşır?

Bir tarifin belleği nerede saklanır?

Bir malzemenin hafızası olabilir mi?

Beden, yediği şeyi nasıl hatırlar?

Bir ocak, bir mutfak ya da bir sofra geçmişten neyi saklar?

Ve bugün bir yemeği yeniden kurduğumuzda, aslında neyi yeniden kurmuş oluruz?

Arkeogastronomi Masası I: Yemek ve Bellek, arkeoloji, gastronomi, antropoloji ve hafıza çalışmalarının kesiştiği bir alanda; yemeği geçmiş ile bugün arasında dolaşan bir iz olarak düşünmek ve bunu bir masa etrafında birlikte deneyimlemek için buluşuyor.

İlk masa bu cuma: 9 Ekim, 19.00, Yapının Kalbi. Arkhestia sofrasına kaydol →

Günlüğe dön

Program duyurularını ilk sen al.